Pages

1 Şubat 2014 Cumartesi

üzüntüyle saf üzüntü arasındaki fark

Üzüntüyle saf üzüntü arasındaki fark! Hayat çok garip ölsem bu sabah uyandığımda gerçi, öğlen bir de uyandım, aklıma gece ikide, ikisi arasındaki farkı yazacağım aklıma gelmezdi. Hoş bir yerlerde düğününüz ya da herhangi bir yazılı randevumuz yoksa sabah uyandığımızda gecenin bir yarısı nerede olacağımızı bilemeyiz. Ya birinin koynunda ya da  kimsenin koynunda olmadan yatakta oluruz .) Konudan amma da uzaklaşıyorum. Kalemim kuvvetli ben ne yapayım. Üzüntü ya da üzülen insanlar, herkesin aslında hayatında ne kadar önemlidir. Bazıları üzüntülerini mahremiyet gibi saklar, bazıları da hemen herkese anlatır. Bunu medet ummak için ya da anlattıkça üzüntülerinin azaldığını hissetmek için yaparlar. Düşünürseniz, hayatta her şeyi uzun uzun anlatan insanlar ne bileyim düşünsenize aldığı ayakkabıyı saatlerce anlatan kızlar biliyorum ya da kocasının onu aldattığını aylarca anlatan kadınlar. Aldığı ya da alacağı arabasını anlatan tuttuğu takımı saatlerce anlatan kısacası hemen her şeyi uzun uzun anlatırız ama üzüntüler...

Üzüntüler öyle mi? Neden böyle bir konu hakkında yazıyorum. Aslında her şey ana rahmine düşmemle başladı. :)) Yok yok o kadar ileri gitmiycem, herşey geçenler de bir radyo programı ve ardından televizyon programıyla başladı. Ay komik oldu neyse, Tv programında kadın sunucu şarkıcı kadına bişey sordu bu besteler nereden çıkıyo diyerek? Şarkıcı da ben de hatırı sayılır acılar yaşadım, dedi. O hatırı sayılır kelimesi aklımda kısa süreli bir dönüş geçirdi. Neden çünkü o şarkıcıyı tanıyorum az çok, sadece kötü bir evliliği oldu ve bitti, kısa süreli bir evlilikti, ve oldu bitti. Burada önemli olan evliliği ya da geçmişi değil hatırı sayılır acılar yaşama fiilinin o kişiye uymamasıydı, daha sonra bir radyo programında sunucu, konuğa - işte sizde şöyle bir hayatınız var, şöyle yetiştirildiniz, böyle yaşadınız deyince, konuk ki konuğun kim olduğunu bilseniz çok şaşırırsınız eminim, şöyle dedi, ooo bende az şeyler atlatmadım, benimle uğraştılar, çok üzüntüler atlattım falan diyerek cevap verdi. Bu iki olay birkaç gün arayla oldu, ilk olayı az çok biliyordum ve benim şöyle bir özelliğim var, Allah vergisi, benimle iki dakika konuşsanız her şeyinizi, kimseye anlatmadığınız anlatamayacağınız belkide çok şeyi anlatır ve rahatlarsınız. Bunlarından benimle sonsuza kadar kalacağını bilir ya da bir şekilde hissedersiniz. Yani o kadar çok üzüntü biliyorum ki, inanamazsınız bir bu kadar da eğlence vs. Neyse bu iki olayı duydum ve benim bildiklerimle karşılaştırdım, daha sonra ikinci çok üzüntüler atlattım diyen adamı araştırdım. Yemedim içmedim :)) Meğerse adam, Acarkentte Ultralux bir villada oturuyormuş, babası, ailesi son derece zengin, ama sokakta kırk kişiye sorsam asla öyle bir hayatı olacağını tahmin edemez. Demek istediğim adam yalan söylüyor değil, demek istediğim bazılarının üzüntü anlayışları ya da bunları neden bilmiyorum insanlara sunuş biçimleri bana çarpıtılmış geliyor. Bunlar üzüntü bile değil.

 Üzüntü, geçen yaz yani 13 yazında bi kadınla tanıştım. Beni çok sevdi ay ne şekersin canımsın sağ olsun iyi de bir kadın işinde çok iyi emir veren bi konumda bir sürü insana ve dolayısıyla sevilmiyor. :)) Konuştuk bir kaç kez çay içtik, sende bir şeyler var dedim. Ahh sorma dedi, anlatırım sonra diye eklemeyi ihmal etmedi ama o sonranın çok da sonra olmayacağını ben biliyodum. Bir öğle yemeğinden sonra oldukça sakin bir zamanda dışarıda oturduk, bana anlatmaya başladı ama kadını görseniz gözlerinin altı uykusuzluktan, stressten mosmordu. Ben o halde olsam en katı concealer'i sekiz kat falan sürerim herhalde, konumuz bu değil. Anlat dedim. Bir genç kız ne ister, hepimiz biliyoruz. Şimdi biri çıkıp da kariyer demesin bana. Fıstık gibi bir adam bulup evlenmek, mutlu ve huzurlu olmak ister. Bu kadın, yirmili yaşların başında her şey güllük gülistanlık geçiyor, elbet evlenirim biri çıkar diye bekliyor ne yazık ki yılların yıldız gibi hızlı kayma sorunu olduğu için bi çırpıda kadın otuzların başına geliyor. Geliyor diyorum ama kadının evde kaldım evlenemeyeceğim neden kimseyle tanışamadım diye üzülmesi, dualar üzerine dualar etmesi, ailesinin baskısını psikolojisini sadece kendi bir de Allah bilir. Daha sonra sanırım 34-35 yaşlarında bir adamla tanışıyor. Adam polis, başta çok sevimli, hoş görünüyor kıza, kız da ayy inşaallah buldum, evlenicem diyor. Adamın, düğün masraflarının hiçbirini ödememesini, kendi gelinliğini, kendi takılarını kendinin almasını, hatta bütün evin eşyalarını kendisinin alması gibi küçük ayrıntıları kız o sevinçle gözden kaçırıyor. Adamla evleniyorlar, istanbuldan alanya'ya adamın görevini yaptığı yere gidiyorlar. Kadına sende alanyada iş bulursun, taşı sıksan suyunu çıkarak kapasitede bir kadınsın gibi niyetini ortaya koyan laflar etsene kız bunların altında yatan manaları göremeyecek kadar iyi niyetli, iyi niyetli ama daha bir aylık bile evli değillerken bir sorun olduğunu fark ediyor. Her gün adam, bir kavga bir olay. Kadın çocuk yapayım diyor en büyük hayali, hamile kalınca sevinçle adama bunu söylüyor, adam da kadını döverek çocuğu aldırmak için hastaneye götürüyor. Hastanede imza atılıyormuş sanırım bilmiyorum ben, her yerini morartarak kadına imza attırıyor ve çocuğu aldırıyor.
Eve geldiklerinde adam valizini toplamaya başlıyor, kadının ruh halini bir düşünsenize demek bile istemiyorum, nereye diye sorunca ? Adam; başka biri var diyerek karşılık veriyor. Kapıyı çekip çıkıyor. Koskoca evde 35 yıldır kurulan bir hayalin sonuna bakın, Bu kısımlarını anlatırken kadının gözlerinden her anını hissedebiliyordum. Bana, her şeyi elli altmış bin liralık eşyaları bazıları daha kılıflarında, poşetlerinde sarılıyken ikinci 2.elciye altı bin liraya satıp, ailesinin yanına döndüğünü söyledi. Kapıyı annesi açınca, sadece annesine sarılıp ağlamış. Bu üzüntüdür.

Bir de erken dönemlerde karşılaşılan üzüntüler vardır. Onlarda hayat boyu devam eder, mesela anne baba ayrılan ve kardeşlerden biri annede diğeri babada olma durumu gibi. Annede kalan neden ben babamda kalamadım neyim eksikti der, babada kalan da neden annem beni istemedi der. Bu hayatı boyunca üzerinden atılmaz bi yıkım olarak kalır. Bu da üzüntüdür.

Sağlam üzüntüler, hatırı sayılır üzüntüler  saymakla bitmez, bir kadınla tanıştım, 60 yaşındaydı, ve son derece hoş görünüyordu, yüzü kemik yapısı son derece orantılıydı, gençliğini siz düşünün. Bana 16 yaşındayken sevgilisi olduğundan bahsetti, çocuk bundan bir yaş büyüktü. Bunlar istanbulda değiller, istanbul'a yakın bir şehirde oturuyolar, bir araya geldiğimizde midemiz bulanırdı dedi. Ne kadar ilginç birinden tiksintimizi belirtmek için kullandığımız kelimeyi onlar aşkından sevgisinden kullanıyorlardı. Saatlerce konuşamaz sadece yan yana dikilirdik birbirimizin kokusunu alırdık. Çocuk istanbulda Pertevniyal'e yollanmış. Abisinde kalacakmış, durumları oldukça iyiymiş. Devamlı ders yapıp okulu bitirmenin ve o kızla evlenmenin hayalini kuruyormuş, kız kim bilir neyin hayalini kuruyordur. Çocuğun alkolle arası kötüymüş, hani şu tek birada kafayı bulanlardan, bir akşam alkollüyken, çocuğun yengesinin kızı oğlanın yatağına girmiş ve hamile kalmış o gece. Kadının söylemesine göre o kadar yakışıklıymış ki kıvanç onun yanında ne ki diyordu :)
O kızı alması için ailesi baskı yapmış. İşin en kötü tarafı aradan kaç yıl geçmesine rağmen kadının bu kısmını capcanlı hatırlaması sabah altıda bir komşu kadın vardı dedi. Her şeyden haberi olan mahalle kuşlarından, koşa koşa bu kızların mahallesine geliyor, daha yanlarına gelmeden bağırmaya başlıyo duydunuz mu Cenk, evleniyormuş, yengesinin kardeşiyle kızı hamile bırakmış da...Kız orada bayıldığını uyandığında bütün dudaklarının patladığını gördüğünü söyledi. Bu üzüntüdür. 

Saf Üzüntü; bunlar gibi değildir. Sonradan elde edilmez, sonradan elde edilmez, diyorum çünkü; saf üzüntü sizi hiç bırakmaz. Melankoli ya da uğursuzluk, kötü şans gibi de değildir. Onu bilirsiniz, yanınızdadır her zaman çocukluğunuzda, aşık olduğunuzda, evlendiğinizde hayalinizdeki işe girdiğinizde de sizinledir. Asillik nişanının garip bir mutasyona uğramış şekli gibi.  En içten kahkahaları attığınızda o da sizinle güler. Nereden veya nasıl sahip olduğunuzu bilemezsiniz. Farkına da geç gençlik döneminde varırsınız. Bir olay olmasına gerek yoktur, olaylar değil o olayları seçer. İnsanlar değil o insanları seçer. Ağlamak onun için önemsizdir. Kederlenmek önemsizdir. Bunlar zaten, onun ağzı, gözü gibidir. Kişiyi yüceltir....






























Hiç yorum yok:

Yorum Gönder